Sık Sorulan Sorular

1- YAVRU KÖPEKLERİN BAKIM VE BESLENMESİ :

 

Yavru köpek deyince ; doğduğu andan itibaren 1 yaşına kadar olan süreç yavru deyimini kapsar. Tabi bu iri ırklar için 18 ay, bzaı köpek ırkları içinde 24 aylık süreyi kapsar. Normal şartlar altında yeni doğmuş köpek ilk 6(altı) saat içerisinde annesinde kolostrum dediğimiz ağız sütünü almalıdır. Anne sütü ; A VİTAMİNİ , KALSİYUM VE ANTİKOR açısından zengindir.Tabi ideal emme süresi ortalama 60 gündür. Eğer emzirdiği yavru sayısı 2 VEYA DAHA AZ İSE bu süre 90 güne kadar çıkarılabilir. Emzirme süresini belirleyen genelde anne köpekler oluyor. Yavrunun tam olarak yürümeye başlamasıyla emzirmek istemezler.  Bu ağız sütünün kalite ve içeriği annenin bulunduğu ortama göre, aşılı olup olmamasına göre değişkendir. Yeterli bağışıklığın oluşması için yavru köpeğin doğum öncesi daha doğrusu kızgınlık döneminden önce aşılanmış olmalıdır. Bu aşılama sonucu meydana gelen antikorlar süt yoluyla yavruya aktarılır. Bu da bağışıklık sisteminin oluşmasına yardımcı olur. Ayrıca bu bağışıklık maddeleri protein yapısında olduğu için gelişmesi için büyük önem arz eder.

 

Emzirme süreci bittikten sonra kuru ve yaş şekilde beslenmeye geçebilirler. İki aydan sonra yavru köpekler uygun formulasyon da yavru kuru mamayla beslenmeye başlayabilirler. Ancak kuru mama tanelerini kırmakta güçlük çekerlerse mama bir miktar sulandırılmış süt ile karıştırılıp ort. 2 saat bekletildikten sonra LAPA dediğimiz formda verilebilir.

Süt yavru beslenmesinde önemli bir teşkil etmektedir. Ancak tek başına yeterli besin değildir.Süt; kalsiyum, fosfolipidler, suda eriyen vitaminler,yağda eriyen vitaminler ve süt proteini laktoglobulin içermektedir. Gelişmesi için gerekli diğer yapı yaşları olan protein ,karbonhidratlar ve yağlar açısından fakirdir.

Yavru köpeğin dengeli ve düzenli olarak beslenmesi için vücut ağırlığına uygun miktarda kuru yavru maması verilemelidir. Çünkü gelişim ilk 6 ayda hızlı olacağı için vücuda gerekli yapıtaşlarını mamadan sağlayacaktır.

En çok yapılan yanlışlardan biri de; köpeğe etin verilmesi hem de çiğ olarak verilmesidir. Çiğ et  sindirimi açısından zor olduğu için ve gelişimini olumsuz etkilediği evcil hayvan olan köpek için sıkıntı oluşturmaktadır. Aşırı protein yüklemesi öncelikle ;

I-DERİ PROBLEMLERİ 

II-EKLEM RAHATSIZLIKLARI oluşturmaktadır.

 

 

 

2-KÖPEĞİMİN TÜYLERİ DÖKÜLÜYOR? ÖNEMLİ Mİ ACABA?

 

Tüy Dökülmesi ; Vücudun belli bir bölgesinde yada tamamında herhangi bir hastalığa ve deri parazitlerine bağlı olmaksızın kılların dökülmesi olayına ALOPECİA denir. Tüy dökülmesi köpeklerde FİZYOLOJİK OLARAK yılda 2 defa mevsimsel geçişlerde meydana gelir. Bu dönem çoğunlukla erken ilkbahar ve geç sonbahar-yaz sezonunda görülür.

Nedenine göre 2’ye ayrılabilir.

1-Doğmasal Olarak : Yavru anasından kılsız olarak doğar( anomalik bir durumdur), yavrunun yaşama şansı yoktur. Daha çok hipofiz bezinde bozukluklar, iyod noksanlığı, geçirilen viral hastalıklar, yavrunun sinirlerinde fonksiyonel bozukluklar,kıl foliküllerinin enfeksiyonu ve kılların zarar görmesi etkenler rol oynamaktadır.

2- Edinsel Olarak : Sonradan oluşan tüy dökülmelerine çeşitli sebepler oluşturur. Bunları alt grublara ayırırsak ;

a-MEKANİK ETKİLER : Yular, koşum takımlarının sürtmesi, köpeklerde tasma, zincir uygulaması, sürtünme, tırmalama gibi sebepler oluşturur.

b-HORMONAL ETKİLER : Köpeklerde hiperöstrogenismus ( kistik veya tümoral ovaryum dejenerasyonları, regl dönem uzar), Adrenal bezlerin hiperaktivitesi, Hipofiz bezinin hiperplazi veya tümörlerinde,yüksek dozad veya uzun süre kortizon sağaltımında, Tiroid bezi bozuklukları oluşturur. Ayrıca ineklerde ileri gebelik ve yüksek laktasyonda hormonal denge bozukluğuna bağlı kıl dökülmeleri ortaya çıkar.

c-BESLENME :             Aşırı yağlı veya proteinden zengin gıdalarla beslenme sonucu bağırsaklardan emilimi etkileyeceği için yetersiz beslenmeye yola çar. Bunun yanında karaciğerde yağlanma sonucu kan yoluyla deriye ulaşan uyarıcılar deride hafif kaşıntıdan-şiddetliye kadar ve yanında tüy dökülmesi gibi sebepler ortaya çıkar.

d-ALLERJİ : Dışarıdan vücuda alınan her türlü ilaç, gıda vs. maddeler deride reaksiyon gösterebilir. Kullanılan ilaçlar ( tablet ,enjeksiyon tarzında ) vücutta yabancı cisim etkisiyle alerji oluşturabilir. Her canlının farklı şeylere alerjisi olabilir. Bu tavuk eti, tavşan eti vs. olabilir. Bunun yanında gıdalarda sindirebilirlik farklı olduğu için yiyecek ve özellikle mamalara karşı alerji ve derecesi farklı olacaktır. Özellikle mevsimsel geçişlerde ATOPİK HAYVANLARDA bölgesel tüy dökülmesi, dermatit, egzama, alerjik dermatit gibi rahatsızlıkları beraberinde getirir.

KORUMA VE KONTROL :  Alopesilerin tanısı kolay,fakat hastalığın nedenini  bulmak güçtür. Deri kazıntısı ve akıntıların mikroskobik muayenesi gerekir. Bilinen alerjene karşı önlem alınmalı ve uygun bir DİYET MAMA seçilmelidir. Özellikle mevsimsel geçişlerde öz. Pireye karşı  DIŞ PARAZİT mücadelesi yapılamalıdır.

 

3- Köpeklerde Malassimilasyon Sendromu(Sindirim Sistemi Düzensizlikleri)

 

 

Sindirim sisteminde oluşan bir aksamaya bağlı olarak gelişen beslenme problemi olarak bilinen malassimilasyon sendromu köpeklerde ince bağırsak ishallerinin en önemli nedenlerinden biridir.

Gıdalarla alınan yağ, karbonhidrat, protein, vitamin, mineral veya suyun sindirimin herhangi bir aşamasında, vücut tarafından yeterli emilememesine malabsorbsiyon denilir. Alınan bu besin maddelerinin yeterli sindirilememesi ise maldigestion olarak adlandırılır. Yağ, karbonhidrat protein, vitamin, mineral ve suyun vücut tarafından hem emilememesi hemde sindirilememesi ise malassimilasyon sendromu olarak adlandırılmaktadır. Malabsorbsiyon ve malassimilasyon genellikle birlikte anılmaktadır.

Gastrointestinal sistemde sindirim ve emilim luminal, mukozal ve transport olmak üzere üç evrede olur. Bu evreler pankreas, karaciğer, incebağırsaklar ve lenfatik sistemle bağlantılı olarak gelişir. Bu nedenle bu sistemlerde şekillenen metabolik, sistemik ve fonksiyonel herhangi bir bozukluk emilim veya sindirim mekanizmasının bozulmasına neden olabilir.

Luminal faz,

Ağızda tükrük yani amilaz enzimi ve devamında midede lipaz ile başlar. Ancak önemli aşaması pankreas ve safra salgıları ile yağ, protein ve karbonhidratların hidrolizidir. Pankreatitis, pankreas atrofisi, yapışmalar, safra asidi sentez ve salgılanmasında aksaklığa neden olan enterohepatik dolaşım bozuklukları, tıkanmalar emilim ve sindirimi aksatacağından malassimilasyon şekillenmesine neden olur. Örneğin, bu evrede lipaz eksikliği karbonhidrat sindiriminin, tripsin ve kemotripsin eksikliği ise protein sentezinin aksamasına neden olarak malassimilasyon sendromuna yol açar.

Mukozal faz,

Karbonhidrat ve peptitlerin hidrolizinin olduğu evredir. Bu evrede yağlar sindirime hazırlanır. Karbonhidrat ve protein sindirimi, ince barsak epitelinde enzimler (hidrolazlar) ile tamamlanır. Hücresel enzim aktivitesi bozulduğunda yetersiz sindirim görülür. Emilemeyen karbonhidratlar kalın bağırsağa geçerek bakteriyal flora ile kısa zincirli yağ asitlerine metabolize olur. Sonuçta gaz oluşumu görülebilir.

İnce bağırsaklarda gelişen mukozal evrede membran hidrolaz eksikliklerinden en sık karşılaşılanı laktaz eksikliğidir. Laktaz, sütün sindiriminde, laktozun glikoz ve galaktoza dönüşüm mekanizmasında rol alan önemli bir enzimdir. Yetersizliği durumunda ise malassimilasyon şekillenir. Parvoviral enteritis, gluten enteropatisi, iç parazitler, tümöral oluşumlar, bağırsak epitel defektleri, bölgesel kan dolaşımının aksamasına neden olan faktörler ve bağırsak rezeksiyonları gibi durumlarda yetersiz emilim (malabsorbsiyon) ve sindirim (maldigestion) sonucu malassimilasyon sendromu oluşur.

Transport faz,

Sindirilen besinlerin kan ve lenf sistemine geçtiği evredir. Lenfangiektazi (ince barsaktaki lenfatik damarların tıkanması veya genişlemesi ile karakterize, doğmasal veya sonradan gelişebilen bir problem), konjestif kalp yetmezliği, portal hipertansiyon, lenfosarkoma, gıda allerjisi, herhangi bir nedenden kaynaklanan kronik enteritis, kronik parazitizm, histoplasmosis veya kronik enteropati gibi bölgesel veya genel dolaşım bozukluklarına neden olan durumlar yetersiz transporta neden olur. Tüm bunların içinde özellikle Lenfangiektazi, protein kayıplı enteropatinin en sık karşılaşılan nedenidir. Edinsel lenfangiektaziye ise daha sık rastlanır ve sekunder olarak da gelişebilir.

Lenfangiektaziye bağlı tıkanma, yırtılma veya sızıntılar lenf sıvısının barsak kanalına, karın boşluğuna veya göğüs boşluğuna gitmesine neden olur. Albumin ve globulin içeren lenf sıvısının kaybı nedeniyle hipoproteinemi, hipokalsemi, hipokolesterolemi, lenfopeni ve eosinopeni gelişebilir. Genellikle diare oluşur, steatorrhea, ve hipoproteineminin sonucu olarak ödem, ascites ve hidrotoraks görülebilir. Zaman zaman kusma da gözlenebilir. Etkilenen hayvanlardan bazılarında iştah kaybı ve halsizlik gözlenirken, bazıları normal iştahlarını devam ettirebilir. Bazen göze çarpan tek şikayet kilo kaybı olabileceği gibi sadece ödem ve ascites de görülebilir. Hipokolesteroleminin gelişmesinde diğer bir etken ise düşük yağ emilimidir.

Protein kayıplı enteropatide kilo kaybı, kondüsyon düşüklüğü ve genellikle kronik diare gözlenir. Genellikle plasma albumin ve globulin konsantrasyonları düşer. Bu da total plasma protein konsantrasyonun da düşmeye neden olur. İstisna olarak Basenjilerin protein kayıplı enteropatisi gösterilebilir. Bu ırklarda albumin ve globulin oranının değişim nedeni hipergamaglobulinemi ve hipoalbumineminin şekillenmesi sonucudur. Oysa diğer ırklarda protein kayıplı enteropatilerde albumin/globulin oranı, yanıklar ve kan kayıplarındaki albumin ve globulin konsantrasyonlarındaki düşüşe benzer. Bu oranın değişimi, protein veya kalori eksikliği, albumin üretiminin düştüğü karaciğer hastalıkları ve albuminin kayba uğradığı protein kayıplı nefropatiler nedeniyledir. Bu hastalık ve yetersizliklerde sadece albumin seviyelerinde düşüş olup, globulin seviyesinde herhangi bir değişiklik gözlenmez. Bu nedenle plasma albumin/globulin oranı düşer ve hipoproteinemi oluşur. Eğer hipoproteinemi oluşumu ciddi oranda ise ascites ve ödem gelişebilir.

Malassimilasyon sendromunda klinik olarak gözlenebilen en spesifik belirti steatorrhea yani yağlı dışkıdır. Genel olarak yağ, karbonhidrat ve proteinlerin yetersiz sindirimi söz konusudur. Bunu dengelemek için genellikle iştah artar, ancak alınan besin miktarı artmasına rağmen sindirim yetersiz kaldığı için kilo kaybı ortaya çıkar. Malassimilasyon sendromun da artan miktarda besin alımına rağmen kilo kaybı olması tipiktir. Bazı hastalarda yeterli miktarda sindirilebilirliği yüksek besinlerin alınması sayesinde vücut kondüsyonunu korumak mümkün olmakla birlikte yine de genç köpeklerde gelişme ve büyüme geriliği görülebilir.

Özellikle ciddi pankreatik fonksiyon bozukluğunda protein malabsorbsiyonuna bağlı olarak kas kitlesi ve kilo azalır. Bununla birlikte, hızlı barsak geçişinin olduğu ciddi hipertroid ve anostomozlarda hidrolitik enzimler lümendeki karbonhidratı hidrolize edecek işlem süresine sahip olmadığı için karbonhidrat malabsorpsiyonu görülebilir. Bu durumda yetersiz sindirilmiş karbonhidratlar’lar kalınbağırsağa ulaşır. Burada bakteriyal fermentasyona uğrarlar ve kısa zincirli yağ asidleri, karbondioksit ve hidrojen açığa çıkar. Bunun sonucunda karın bölgesinde gerginlik, ağrı ve aşırı gaz çıkarma görülebilir.

Bu tür hastalarda kilo kaybı olsun yada olmasın, dışkı miktarı artmıştır. Çoğunlukla dışkı kötü kokulu, açık renkli veya gri, yağlı, çamur kıvamındadır. Nadir de olsa bazen dışkı normal görünebilir. Pek çok vaka için kilo kaybı ve anormal dışkı tipik olsa bile, bu ikisinin olmaması malassimilasyon sendromu olmadığını göstermez. Etkilenen yavrularda temel şikayet kaprofaji olabilir. Dışkının yenmesinin sebebi yüksek yağ içeriği ve dietten enerji sağlanamamasıdır. Yağın emilim ve sindirim yetersizliğine bağlı olarak yağda eriyen vitaminlerin eksikliği görülebilir.

Kronik malassimilasyon sendromunda ishal en sık görülen bulgudur. İnce barsak mukozasındaki emilim bozukluğu nedeniyle kalınbağırsağa su ve elektrolitlerin geçmesi, absorbe edilmemiş yağ asitlerinin mukozaya etkisi veya absorbe edilememiş safra tuzlarının kalınbağırsağa geçişi elektrolit ve su sekresyonunda artışa ve dolayısıyla diyareye sebep olur.

Hastalığın tanısı klinik bulgulara göre yapılabilir ancak kesin teşhisi için laboratuvar muayeneleri gerekir. Bu amaçla spesifik yağ, protein ve karbonhidrat malabsorbsiyon testleri ve pankreas enzim testleri yapılmalıdır. Ayrıca ilaçlı (baryum gibi) radyolojik inceleme, paraziter inceleme ve biopsi materyali alma gibi yöntemlerde hastalığın tanısına yardımcı olur. Deneysel amaçlı laparatomi ve bu esnada bağırsak biopsisi de kesin tanı için uygulanabilecek diğer bir yöntemdir.

Yapılacak kan tahlilleri de hastalığın tanısı için gerekir. Özellikle karaciğer ve pankreas hastalıklarının tanımlanmasında oldukça gerekli olan bu testler ile albumin, kalsiyum, kolesterol, sodyum, magnezyum, demir, B12 vitamini, alkalen fosfataz (ALKP), alanine aminotransferaz (ALT) ölçümleri yapılabilir. Böylece hastalığın ayırıcı tanısı da oldukça kolaylaşacaktır.

Klinik belirtiler enteritis bulgularıyla benzerlik gösterdiğinden ayırıcı tanıda ciddi şekilde göz önünde tutulmalıdır.

Genel olarak malassimilasyon sendromunda uygun tedavilerle olumlu sonuçlar alınmakla birlikte tümöral oluşumların varlığı halinde ve lenfangiektazi durumlarında kötü sonuçlarla karşılaşılabilir.

Malassimilasyon sendromlarında tedavi bu duruma neden olan asıl hastalığa yönelik olmalıdır. Neden olan hastalığın iyileşmesiyle birlikte malassimilasyon sendromuda düzelir. Bu süreçte dikkat edilmesi gereken önemli konu ise destek tedavisidir. Bu amaçla dehidrasyonu önlemek, eksilen vitamin ve mineralleri ilave etmek, gerekirse pankreas enzimi takviyesi yapmak iyileşme sürecini hızlandıracaktır.

 

 

4- KİST (HİDATİK) HASTALIĞI NEDİR? NEDEN ÖNEMLİDİR?

 

Kist Hidatik ; Echinococcus granulosus isimli cestodun arakonağı öz. İnsan, maymun, kanguru, gevişgetirenler, deve, tavşan ve son konağı köpek ve birçok yabani etçillerin olduğu ince bağırsaklara yerleşen insanlarda değişik organ(akciğer, karaciğer, göz) ve dokulara yerleşerek KİSTİK YAPILAR oluşturan bir hastalıktır.

İnsanlara Hidatozun Bulaşma Yolları: İnsan enfeksiyonuna parazitin sadece yumurtası neden olur. Bunu dışında herhangi bir bulaşma yolu yoktur. İnsanlar yumurtaları şu şekilde alabilirler ;

1-Enfekte dışkının gıda veya sulara bulşması

2-Enfekte toprak veya kumlarla

3-Köpeklerin sevilmesi sırasında

4-Enfekte dışkının toz hale gelmesiyle

Hastalığın Tanısı : İnsanlarda kist hidatiğin tanısında radyografiden, serolojik ( komplement fiksasyon, immunelektroforez vs.) ve alerjik ( casoni intra dermal test ) testlerden yararlanılmaktadır.

Tedavisi : Bu parazitin erişkinlerine karşı tam etkili olan praziquantel dir. İlaç verilemesinden sonra köpekler 48 saat kadar gözetim altında tutulur ve bu süre içinde yapılan dışkılar toplanarak imha edilirse yumurtaların etrafa saçılarak enfeksiyon kaynağı oluşturması önlenmiş olur.

Kontrol :  Kontrolde iki temel nokta vardır. Bunlar ;

1-Köpeklerin kistli organları yemesi engellenmelidir. Ayrıca köpeklerin ÇİĞ ET yedirilmemelidir.

2-Köpeklerde erişkin şeride karşı ilaç kullanılmalıdır.

5-KEDİMİ VEYA KÖPEĞİMİ NE SIKLIKLA YIKAMALIYIM?

Kediler yaşama alışkanlıkları olarak yıkanmayı pek sevmezler. Ancak istisna  VAN KEDİSİ suyu ve yıkanmayı çok sever. Özellikle kedi şampuanı kullanmalıyız. Derilerinin pH ve yağlanma durumu bizlerden farklı olduğu için beşeri kozmetik ürünlerini kullanmamalıyız. Daha sonra kaşıntılı dermatit, kedi aknesi gibi nedenlere zemin hazırlar. Köpekler suyu seven canlılardır. Özellikle  Golden ve Labrador Retriever Irkları karakter olarak av ve yüzme köpeği olduğu için severler. Bu özellikleri doğuştan gelir. Yıkanma özellikle şampuanla yıkanma 4 hafta da bir defa yeterlidir. Sık yıkamak derideki var olan bariyerin ortadan kalkmasına neden olur. Diğer bakteri ve parazitlerin kolay üreme ortamı sağlar. Uzun tüylü köpeklerde ve kedilerde deri ve tüy bakımı çok önemli olduğu için her gün uygun tarama fırçası ile taranmalıdır.

6-KEDİ VEYA KÖPEĞİME KENDİ YEDİĞİM GIDALARDAN VEREBİLİR MİYİM?

Kedilerin sosyal yaşamları insan hayatına benzediği için insanlarla olan ilişkileri çabuk şekillenir. Özellikle yavruluk döneminde sahibini yada arkadaşını benimsedikleri için kahvaltı veya yemek sofralarımıza yakın olurlar. Soframızdan verdiğimiz masul olan peynirde bile tuz oranına dikkat etmezsek birikimler ani bir böbrek yetmezliği tablosu çıkabilir. Sütteki laktoz sindirim sistemi düzensizliği yapabilir. Gaz, sancı ve dışkı yumuşamasından ishale kadar değişen bir durum çıkarabilir. Çikolata ve şekerli ürünler diyabetus mellitus(=şeker hastalığı) oluşamasını hızlandıracağı için verilmemelidir. Verdiğimiz her türlü gıda damak zevkini artıracağından diğer kuru ve yaş kedi maması yeme eğilimi azaltır. Köpekler içinde aynı şeyler geçerlidir. Özellikle yemekten kalanlar veya artanları verdiğimizde deri ve tüy problemlerini beraberinde getirir. Bunun yanında deri altı yağlanmadan karaciğer yağlanmasına kadar uzanan bir süreç ortaya çıkabilir.  Uygun yaş ve formülasyondaki kuru mama için veteriner hekiminizden bilgi alınız.

7-KÖPEKLERE  TAVUK KEMİĞİ VERMEK GERÇEKTEN ZARARLI MIDIR?

Köpeklerin dengeli ve düzenli beslenmeleri için uygun ırk ve yaş için profesyonel kuru mamalarla beslenmeleri gerekmektedir. Bu beslenme şekli ilerdeki ömrünü, metabolik faaliyetlerini ve kas-iskelet sistemini doğrudan etkiyecektir. Bunun dışında sadece tavuk kemiği verdiğiniz zaman kemikleri kırarak yediği için mekanik olarak önce yutak bölgesinde, daha sonra sırayla yemek borusu, mide ve bağırsakları çizerek, hatta kanamalı yaralar oluşturacaktır.  Kusma, ishal ve öğürme gibi şikayetleri beraberinde getirecektir. Daha sonra sindirim enzimleri yeterince çalışmayacak, safra salgısı azalacaktır. Ani olarak mide ve bağırsak yırtılması sonucu ileri derecede bir iç kanamadan ölebilir. 

8- KÖPEĞİMİ SADECE ETLE BESLEMEK DOĞRU MUDUR?

Köpeklerin beslenmesinde et iyi bir protein kaynağıdır. Ancak uzun süre ve sürekli verdiğimizde bazı metabolik bozukluklar ortaya çıkar. Fazla protein vücutta kullanılmazsa şekere dönüşür. Yağlanma daha sonra karaciğer yağlanması en sonra dermatit ve egzama olarak karşımıza çıkar. Bu durumlarda kaşıntılı deri hastalıkları görülebilir. Yavruluk ve büyüme dönemlerinde eklem plakları üzerine olumsuz etki yapar. Büyüme yavaşlar ve bacaklarda çarpıklık ve yanlış gelişim gösterir. Ayrıca insanlarda olduğu gut hastalığı olarak da karşımıza çıkar.

9- KEDİM TUVALET KABINDA ÇİŞ POZİYONU ALIYOR AMA YAPAMIYOR?

Kedilerde beslenme şekline bağlı olarak değişik çeşitte  idrar yolu taşları oluşabilir. Bu taşlar böbrekte, idrar kesesinde ve idrar kanalında birikebilir. Kısmen yada tamamen tıkanmasına neden olabilir. Ayrıca damla damla idrar yapmasına neden olur. İdrarda bazen kan da bulunabilir. Bunun için en kısa zamanda bir veteriner hekime ayrıntılı muayene için başvurunuz.

10- KEDİMİN ÜZERİNDE YARALAR ÇIKMAYA BAŞLADI.NEDİR ACABA??

Kediler kendilerini yalayarak temizlerler. Dili üzerindeki minik dikenler sayesinde daha kolay tüy bakımı yaparlar. Deri üzerinde yara yada benzeri oluşumlar farklı durumların sebep yada sonucu olabilir. Kızarıkla beraber ortaya çıkan kaşıntılı yaralar pire dermatitine bağlı olabilir. Mama yada gıda alerjisine bağlı olarak değişik yerlerde özellikle çene  çevresinde görülür ki bu kedi aknesi olarak değerlendirilir. Lokal olarak tüy dökülmesi görüldüğünde yara benzeri oluşumlar mantar olabilir. Bunun için en kısa sürede herhangi bir ilaç yada merhem kullanmadan bir veteriner hekime başvurunuz.

11-YAVRU KEDİMİN SÜREKLİ GÖZLERİ AKIYOR.NE YAPMALIYIM?

Kedi ırkları arasında Persian(=iran Kedisi) ırkın yatkınlığı vardır. Kısa burunlu olması sebebiyle göz yaşı üretiminin biraz daha fazla olması sebebiyle rahatsızlık verir. Bu akıntının tek ve çift taraflı olması,akıntının niteliği, gözünde anormal renk değişikliği ve göz kapaklarının kızarıklığı ile birlikte değerlendirilmelidir. Ayrıca aşıları olmayan bir yavru kedinin enfeksiyona açık olması da göz önünde bulundurulmalıdır. Bunun için göz temizleme solüsyonu kullanarak gazlı bez yardımıyla bu işlemi yapabilirsiniz. Pamuk kesinlikle kullanılmamalıdır. Muayene ve aşıları için bir veteriner hekimden ayrıntılı bilgi alınız.

12-YAVRU KEDİME TUVALET ALIŞKANLIĞINI NASIL ALIŞTIRABİLİRİM?

Kediler doğduklarında bakım ve temizleme işlemi anneleri tarafından yapılmaktadır. Her anne kedi yavrusunu kokusundan tanımaktadır. Doğumdan ilk 15 gün boyunca anne kedi hem koruma amaçlı hem iç güdüsel yavrularını yalayarak çiş ve kakalarını yaptırır. Bu işlem masajla sinir sistemi ve kas gelişimine bağlı olarak devam etmektedir. Sütten ayrılan yavrular hem koku ile tuvalet kabına çiş ve kakasını yapmayı öğrenirler. Bu alışkanlıkları ilk zamanlar yemek yedikten sonra daha hızlı şekillenir. Sonraları büyüdükçe kabın yerini daha iyi öğrenerek kazanırlar. Tuvalet kabının yer değişikliği stres ortamına yol açacağı için tavsiye edilmez. Buda çişini başka yere yapmasına neden olur.

13- KEDİM İSHAL OLDU NE YAPMALIYIM?

İshal bir hastalık olmayıp sadece bir belirtidir. Daha doğrusu her dışkı yumuşaması ishal olarak değerlendirilmemelidir. Dışkının sıklığı ve su içeriği önemlidir. Beslenme şekli ve varsa iştah azalması, kusma, öğürme gibi diğer belirtilerle birlikte değerlendirilmelidir. Ani bir mama değişikliği, yağlı bir gıda verilmesi, bozuk ve kokuşmuş etleri yemeleri bu tarz durumlara sebep olur. Bakteriyel, viral yada paraziter durumlara bağlı olarak da ishal görülür. Bu yüzden aşılarını ve parazit bakımlarını zamanında yaptırmayı ihmal etmeyin. Vakit kaybetmeden bir veteriner hekime başvurunuz.